Cumartesi

Dostoyevski - Ezilmiş ve Aşağılanmışlar

Dostoyevski’nin duygusal bir melodram ile kendi kişisel hikâyesini birleştirdiği ilk büyük romanı. Ezilmiş ve Aşağılanmışlar`ı diğer melodramatik-duygusal-tefrika romanlardan bambaşka bir yere yerleştiren şey, anlatıcı kahramanı Vanya`nın Dostoyevski`nin kendisine çok benzeyen bir romancı olmasıdır. Dostoyevski kendi gençliğinden çıkardığı pek çok ayrıntıyı zekice ve anlayışlı bir dil ile başkahramanı Vanya`nın hayatına döker. Tıpkı Dostoyevski`nin başına geldiği gibi, günün ünlü eleştirmeni Belinski, İvan Petroviç`in ilk romanını coşkuyla över. Bu romanın içeriği Dostoyevski`nin ilk romanı Zavallılar`a benzer. Bu övgüler üzerine aklı başından giden genç yazarın kitapta içtenlikle anlatılan mutluluğu da Dostoyevski`nin gençliğindeki mutluluğuna benzer diye düşünür okur. Bu noktada nerede yazarın kendi hayat hikâyesinin bitip nerede hayalgücünün başladığını çıkaramamak okuru daha da kışkırtacaktır. -Orhan Pamuk

"Olanağı olsaydı da içimizde sakladığımız bütün kötü şeyleri, yalnızca en yakın dostlarımıza açtıklarımızı değil, kimi zaman kendi kendimize bile itiraf etmekten utandığımız duygularımızı, anılarımızı açığa vuraydık... dünyayı öyle iğrenç bir koku kaplardı ki, soluk alamaz, boğulurduk. Toplumun koyduğu kurallar da bu bakımdan iyidir zaten. Derin bir anlamı vardır bu kuralların... Ahlak yönünden yararlıdır demeyeceğim, ama koruyucudurlar, rahatlık veriler insana. Hem böylesi daha iyidir. Çünkü ahlak aslında rahatlığın ta kendidir."

Dostoyevski | İletişim Yayınları | 10. Baskı / 2012 | Orijinal 372 Sayfa / PDF 369 Sayfa | 9.80 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON

Alberto Manguel - Borges'in Evinde

"Ölümünden birkaç ay önce, Arjantinli zengin bir toprak sahibi Borges'i estancia'sına davet etti ve bir sürpriz sözü verdi. Yaşlı adamı bahçedeki bir banka oturttu ve yalnız bıraktı; birden Borges yanıbaşında iri ve sıcak bir beden hissetti, ardından da omuzlarına dayanmış iri patiler. Estanciero'nun evcil kaplanı, onu düşleyen adama saygılarını sunuyordu. Hiç korkmadı Borges. Yalnızca çiğ et kokan sıcak nefesinden rahatsız oldu. 'Kaplanların etobur olduğunu unutmuşum.' "

"Başına buyruk bir okuyucuydu Borges,… bir kitabı son sayfasına kadar okumak zorunda hissetmezdi kendini. Kütüphanesi (her okuyucu gibi onun da kütüphanesi, aynı zamanda otobiyografisiydi), olasılık yasalarına ve anarşinin kurallarına olan inancını yansıtıyordu. “Ben zevk peşinde koşan bir okuyucuyum: kitap almak kadar şahsi ve muhterem bir konuda, görev duygumun işe karışmasına hiçbir zaman izin vermedim."

Arjantinli deneme ustası Manguel'den, Borges'e kitap okuduğu yıllarda onunla yaşadıklarını aktaran, ayna ve labirent ustasının dünyasından bilinmeyen kesitleri gün ışığına çıkaran bir metin. Arjantinli fotoğraf ustası Sara Facio'nun, yine o yıllarda Borges'in evinde çektiği özel fotoğraflarla. 

Alberto Manguel | Yapı Kredi Yayınları | 1. Baskı / 2013 | Orijinal 68 Sayfa / PDF 65 Sayfa | 1.05 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON

Bertrand Russell - Neden Hıristiyan Değilim

Russell'in, özgün adı "Why I am not a Christian" olan "Neden Hıristiyan Değilim" adlı yapıtı, yayınlandığından bu yana, bağnazlığa karşı aydınlanma düşüncesini savunan temel yapıtlardan biri olmuştur. Dinin uygarlık için yararlı olup olmadığı, tanrının varlığı, dinle ahlak ilişkisi ve Hıristiyanlığın toplumsal yaşama etkileri gibi konuları açıklıkla tartışan bu yapıtı Ender Gürol'un Türkçesiyle sunuyoruz.

"Bugün ele alacağım konu, "Neden Hıristiyan değilim?" adını taşıyor. İlkin "Hıristiyan" sözünden ne anlaşıldığını belirtmek iyi olur sanırını. Bugün bu sözcük çoğu kimse tarafından gelişigüzel kullanılmaktadır. Bazıları, iyi bir hayat sürmeye çalışan kimse olarak görüyor sadece. Bu anlamda, sanırım bütün dinlerde ve mezheplerde Hıristiyan denecek kiliselerin olması gerekecek; ama bunun, sözcüğün gerçek anlamı olduğu kanısında değilim, çünkü Budistler, Konfüçyüsçüler, Müslümanlar gibi Hıristiyan olmayan birçok insan da iyi bir hayat yaşamaya çalışmaktadır. Hıristiyandan anladığım, kendi içine, doğan ışıkların kılavuzluğu altında yaşamaya çalışan kimse değildir. Kendinize Hıristiyan diyebilmeniz için önce, belli bir ölçüde kesin inancınızın olması gerektiğini sanıyorum. Bu sözcük St. Augustine veya St. Thomas'ın zamanındaki anlamı taşımamaktadır bugün. O günlerde, biri Hıristiyanım dediği zaman, ne demek istediği açıkça anlaşılırdı. Büyük bir kesinlikle açıklanmış bir inançlar topluluğunu kabul ediyordunuz demekti, bu inançların her bir noktasına bütün gönlünüzle inanıyorsunuz demekti."

Bertrand Russell | İlke Kitap | 1. Baskı / 1996 | Orijinal 211 Sayfa / PDF 212 Sayfa | 4.88 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON

Perşembe

Marguerite Yourcenar - Mişima Ya Da Boşluk Algısı

24 Kasım 1970, Mişima titizlikle ölümüne hazırlanıyor. Yaşı kırk beş. Çok sayıda eseri var. Ünü dünyaya yayılmış. İntiharının, yaşamayı seçtiği dini, toplumsal, edebi ve siyasi ortamın, yani ülkesi Japonya'nın yüzyıllara dayanan geleneklerine ve dayattığı ayinsel gerekliliklere harfiyen uymasını istiyor. Bir arkadaşı kafasını kesmeden önce kendi elleriyle karnını deşiyor. Korkunç bir ölüm, ancak yazarın gençliğinden beri büyülendiği metafizik boşlukla kavuşması aynı zamanda.

Marguerite Yourcenar ise keskin zekâsıyla, hem yakın hem de yabancı olduğunu hissettiği bu kişisel maceranın peşine düşüyor. Batılı büyük bir yazarın, Doğulu bir başka büyük yazarın hem eserine hem de yaşamının belirli anlarına ışık tutarak, tutkularını, zaferlerini, zayıflıklarını, içsel çöküşlerini ve cesaretini gözler önüne serdiği bir tür saygı duruşu. -Tanıtım Bülteni

Yourcenar bu kitapta, Mişima’nın eserleri üzerinden intiharının soruşturmasını yapıyor, satır aralarında intihar düşüncesinin izlerini arıyor/kovalıyor. Bunu yaparken intihara sadece gerçeklik / gerçekliği açısından yaklaşmıyor; Mişima’nın intiharı, onun başyapıtıdır sanki (Yourcenar bizatihi bunu söylüyor), Yourcenar, bunu söylememiz için gereken niteliğe mazhar cümleler kurmayı başarıyor/başarmış. Böyle olunca ne oluyor; Mişima’nın eserleri, intiharla onurlandırılmış oluyor, niçin onur; çünkü bu, deneyimin (ve de eylemin) en uç noktasıdır, ötesi yok (acaba) -sozriko.blogspot.com.tr

Marguerite Yourcenar | Can Yayınları | 1. Baskı / 2011 | Orijinal 112 Sayfa / PDF 101 Sayfa | 1.89 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON

Walter Benjamin - Son Bakışta Aşk

Walter Benjamin geçmişi sonraki kuşaklara aktarılacak bir hazine olarak değil, bir enkaz olarak görüyordu. Kültürün sürekliliğini oluşturan değerleri değil; tüketilmiş, bir lkenara atılmış nesneleri, külterel artıkları toplamayı, "tarihin imgesini, tarihin en silik nesnelerinde bulmayı" amaçlıyordu. Maddi temelini yitirmelerine rağmen ---tam da bu yüzden---çevrelerine son kez ışık saçan, bu ışığın aydınlığında bütün inkânlarıyla son bir kez beliriveren şeyler... Onu cezbeden bunlardı. Kötümser, çileci bir bakış. Aynı zamanda bir inanç; miyadını doldurmuş şeyleri etrafını lsaran halede, bu bir anlık ışımada, hakikatin belireceğine duyulan inanç;olağanüstü bir aydınlanma beklentisi, düşüncenin ufkunda birden belirecek bir mutluluk vaadi. "Büyük şehir insanını büyüleyen aşktır," diyebilecektir Benjamin, "ama ilk bakışta değil,son bakışta aşk."

"Bazen kalabalığın içinde varoluşuna kulak vermeyi öğrenebilir insan.Yüzlerin, adımların, sokakların her gün teşne olduğu telaşlı ruh halinin dev gölgesinden bir anlık sıyrılarak...Yada sahip olduğu iç yalnızlığı ezme güdüsüyle törpülenmiş yalnızlık kahrına söz geçirebilmeyi yeğleyerek... Loş koridorun bitiminde ölüme terk edilmiş otel odasının sağır eden sessizliğinde, Pevase'nin 'Yaşama Uğraşı''ndan sızan satırların hüzünden atlayarak... Varoluşuna kulak verebilir! Yeni bir hakikatin 'an' fotoğrafını yakalayarak... onun kalabalık içinde varoluşsal zincirini bağlayarak, yalnızlık kemerine."

Walter Benjamin | Metis Yayınları | 6. Baskı / 2012 | Orijinal 192 Sayfa / PDF 186 Sayfa | 5.02 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON

Zygmunt Bauman - Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına Mıdır?

Günümüzde artık bütün dünyada egemenliğini kurmuş olan neoliberal kapitalizmin yandaşlarına göre, yoksulların içinde bulundukları sefaletten kurtulmaları için zenginlerin daha zengin olması, daha az vergi vermesi gerekir çünkü bu durum hepimizin çıkarınadır. Ne var ki genelde kabul gören bu yaklaşım gündelik deneyimlerimizle, bol miktardaki araştırma sonuçlarıyla, aslında mantıkla hiçbir şekilde uyuşmuyor. Somut kanıtlar ile popüler inanışlar arasındaki bu tuhaf uyumsuzluk üzerine biraz durup düşününce akla şu soru geliyor: Aksine onca kanıt ve olguya rağmen bu görüşler nasıl oluyor da bu kadar yaygın ve dirençli kalabiliyor? 

İşin daha garip, belki de daha vahim yanı ise şudur: Eğer tarihte daha önce eşine rastlamadığımız, kabul edilmesi imkânsız ama yine de hızla büyüyen mevcut toplumsal eşitsizliğin ve zenginlerle toplumun geri kalanı arasındaki hızla derinleşen uçurumun savunulmasında rol oynamamış olsaydı, bu yaklaşımların bir gün dahi ayakta kalması mümkün olmazdı. Demek ki dünya çapında büyük bir ahlaki krizin içindeyiz. Halbuki liberal kapitalizmin en büyük düşünürü Adam Smith daha 18. yüzyılda şöyle diyordu: "Zengin ve güçlü olanlara hayranlık duyup onlara neredeyse taparken, fakir ve muhtaç durumdakileri hor görme veya en azından görmezden gelme eğilimi ahlak anlayışımızı çökerten en büyük ve en yaygın nedendir." 

Dünyanın önde gelen toplumsal düşünürlerinden Zygmunt Bauman'ın kaleme aldığı bu kısa kitap, işte bu gibi sorulara yanıt arıyor. Bauman, söz konusu görüşlerin dayandığı ve üzerinde uzun uzadıya düşünülmemiş varsayımların ve inanışların listesini sıralıyor ve tek tek ele alarak onların nasıl da yanıltıcı ve aldatıcı olduklarını gösteriyor.

Zygmunt Bauman | Ayrıntı Yayınları | 1. Baskı / 2014 | Orijinal 80 Sayfa / PDF 82 Sayfa | 3.24 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON

Pazartesi

Vincent Van Gogh - Theo'ya Mektuplar

"Geçmişi düşündüğümde -hemen hemen yenilmez zorluklarla dolu olan geleceği düşündüğümde, sevmediğim ve kaytarmak istediğim, ya da tabiatımın kötü yanının kaytarmak istediği onca güç çalışmayı düşündüğümde; bana dönük, hep bana bakan gözleri düşündüğümde- başaramazsam suçun nerede, kimde olduğunu bilecekler, bana ufak tefek serzenişlerde bulunmayacaklar, ama doğru ve erdemli olan -saf altından olan- her konuda denenmiş ve eğitilmiş olduklarından, yalnızca yüzlerindeki anlam neler diyecek bana: Sana yardımcı olduk, sana ışık verdik elimizden gelen her şeyi yaptık senin için, gerçekten dürüst bir çaba gösterdin mi? Hak ettiğimiz karşılık nerede?"

"Kimi kez insan içine çıkmak, şununla bununla bir sürü gevezelik etmek hoş olabilir, hatta bazen zorunlu bile olabiliyor bu, ama sessiz sedasız kendi işini sürdürmeyi yeğleyen, çok az sayıda arkadaş isteyen insanlar arasında da, dünyada yürüdüğü yolda da en güven içinde olandır. İnsan hiçbir zaman her şeyin iyi gittiği, sıkıntısız, dertsiz dönemlere güvenmemeli, rahatına fazla düşkün olmamalı. En kibar ve kültürlü ortamlarda, en iyi çevrelerde, en rahat durumlarda bile insan içinde Robinson Crusoe'nun esas özelliklerinden, doğaya bağlı münzevilikten bir şeyler taşımalı. Kim kişisel yoksulluğu bilinçle seçer ve severse, büyük bir hazineye sahip demektir."

Vincent Van Gogh'un on yedi yıl boyunca, intiharından iki gün önceye dek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, sanatçının Auvers-Sur-Oise'da noktalanan yaşamından ve yaratım sürecinden bir kesiti sunuyor.

Vincent Van Gogh | Yapı Kredi Yayınları | 10. Baskı / 2013 | Orijinal 256 Sayfa / PDF 251 Sayfa | 5.56 Mb

DOWNLOAD - İNFORMATİON